Çatırtının Sesini Duyuyor muyuz?
0 | | | 03-12-2019

Bayram AKYÜZ

 

ÇATIRTININ SESİNİ DUYUYOR MUYUZ?

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaslanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. İsra/23”

Toplumların birbirinden farklılık arz eden hususiyetleri vardır. Her toplum kendi değer algıları üzerinde kurgulanmıştır ve bu değer algılarındaki bozulmalarla yıkılır. Tarih sahnesi bize defaten göstermiştir ki milletler savaşlar ile yenilmezler, milletler kendi olmalarını yitirdiklerinde kaybolur giderler. Televizyonda bir yarışma programında yarışmacının sözleri ile çatırtının seslerini daha kuvvetle yakından hissettik. Yarışmacı ebeveynlerinin kendisine minnettar olması gerektiğini ve toplumun yüzde 90’nında çocukların ebeveyn şiddetine maruz kaldığından bahsediyor ve aile kurumunun çatırtılarını haykırıyordu. Eğitimli biri olmasına rağmen bu sözleri söylemiş olmasını “halif turaf- muhalefet et, şöhret bul” psikolojisi ile açıklamak mümkün. Çünkü aykırı söz ile meşhur olma fikri çok da yabancı bir uygulama değil. İnsanlar inanmadıkları hususları dahi bu uğurda savunabiliyorlar. Bunun yanında bu sözler bize yakın bir gelecekte başımıza büyük sıkıntılar açacak ailenin dejenere olması gerçekliğini önden söylüyor, duyana. Babasız çocuk edinme dahi tartışılır oldu şu günlerde. Bu yaklaşım babanın aile içinde rolünün mesuliyetlerini yerine getirmemiş olmasından kaynaklı lüzumsuzluğunun tartışılmasıdır bir yerde. Bir aile figürü olarak babanın oysaki bir çocuğun yetiştirilmesinde ne çok mesuliyeti ne büyük katkıları vardır.

İlk gençlik çağının ve ergenliğin en temel problemli alanlarından biridir otoriteye karşı isyan fikri. Çünkü çocuğun doğru yolu kendi başına bulması olası değildir. Bazı doğru kararları tek başına alması doğru neticeler için zordur. Bir rehbere daima muhtaçtır aslında ama içindeki özgür ruh bir isyan fikri ile daima meşguldür ve en yakın isyan edecek otorite ebeveyn otoritesidir. Buraya kadarki kısım makul seviyelerde anlaşılır. Tabi ki ebeveynlerin aşırı korumacı üslupları çocuğu zorlayabilir. Burada ifrat ve tefrite dikkat etmelidir yetişkinler. Bir denge meselesidir çocuğun inşası mevzusu. Korumacı ebeveyn tavrı çocuğuyla ilgilenmeyen ebeveyn tavrı kadar yaralayıcıdır çocuğun gelişiminde.

Bütün bu veriler bize milletimizin özünü teşkil eden aile yapımızın sarsıldığının ve çocukların ebeveynlerine karşı fitrî olarak duymaları gereken saygı ve sevgiden uzaklaştığının ve toplumun aileye kendi kültürel değerlerinden uzaklaşarak bakmaya başladığının işaret fişekleridir. Bu meselede tedbir alınamazsa eğer bu yolculuğun sonu hüsran olacaktır. Korkarım ki düşman bizim toprağımıza bir Çanakkale’den girememiştir. Düşmana yenilince oyun bitmez; yeniden deruhte olur, ordular teşkil eder, yeniden kazanırsınız. Bir millet kendi olmaktan çıkıp düşmana benzediğinde tükenir. Ayakların baş olmasının, başların başlığının hakkını vermeyişinin neticeleridir bu olup bitenler. Çocuğun bu kadar kutsanışının, bir emanet olduğunun göz ardı edilişinin hasılı. Bu gidişat ile yakın birkaç on yılda toplumumuzda aile arzu edilen noktadan çok uzak bir yerde olacak. Medenî kanunun fıtrata aykırı, hukuksuz düzenlemeleri aile kurmayı zorlaştırıyor. Bireyselliğin kutsandığı çağımızda kimse fedakârlık kelimesi ile aşinalık etme derdinde değil. Bütün bu keşmekeş içinde çocuk nasıl filizlenecek. Sözümüz hem ebeveyne hem de çocuğa. Ebeveyn çocuğun sahibi değildir, çocuk onun malı değil emanetidir. Anne ve baba bir çocuğun yetişme sürecinde pek çok mesuliyet yüklenir, çocuğun yetişmesinde birinci mesuldür. Çocuğun yetişeceği aile ortamını hazırlamak anne ve babanın en temel vazifesidir hal böyleyken de en basit şekliyle saygıyı hak eder. Bir toplumda anne ve baba artık sözü dinlenen önderler değillerse o toplum otursun hal-i pür melaline ağlasın ve başına gelecek felaketi beklesinler. 

Neler mi yapmalıyız? Kesinlikle radikal tedbirler almalıyız. Tabuları zorlayacak babayiğitlere muhtacız. Bir defa toplumumuzun pek çok değeri ile barışık olmayan medeni kanun bir kez daha irdelenmelidir.  Aile kurumunu güçlendirici tedbirler alınmalıdır. Çeşitli adlar altında sızmış plan –proje adı altındaki aileyi zedeleyici çalışmalar sonlandırılmalıdır.  Toplumumuzda büyüğün yeniden başköşede yer alması için eğitim programlarımızda anne ve babanın kıymetini bildirici kazanımlara yer verilmelidir. Toplumumuzun ifsat edilişinde en büyük rolü üstlenen televizyon zorlayıcı tedbirler ile zapturapt altına alınmalıdır. Bize ne olduysa televizyon marifetiyle olmuştur. Her gün gençlerimiz televizyon eliyle, kendi vergilerimizle icra edilen programlar vasıtasıyla zehirlenmekte ve aile kurumu tüketilmektedir.  Bugün, bu yıkımı durdurmak artık güçtür ama imkânsız değildir. Lakin yakın bir zamanda imkânsız olacaktır. Hani diyoruz ya biz nasıl toparlanacağız diye. Bunun tek cevabı yeniden toplumu güçlü aile yapısı üzerine inşa edebilmemizdedir. Bu gençler, bize vahameti önceden haber veriyor, kulağı olanlara.  Durun kalabalıklar bu gidilen çıkmaz sokak. Şehre göçen insanımız artık ne köylü erdemiyle mücehhez ne de şehirli zarafetiyle tezeyyün.  İkisinin ortasında sıkışıp kalmış olmak trajik. İnsanımızın bu girdaptan çıkması, köylü olmanın bilgeliğine şehirli olmanın zarafetine ulaşması lazım.

Biz bağıracağız, birileri duymayacak!

Hep aynı hikaye!..

Duyanlara selam olsun! ( İsmet Özel)

 

 

BAYRAM AKYÜZ

EĞİTİM-BİR-SEN

ANKARA 1 NO.LU ŞUBE BAŞKAN YARDIMCISI

Top