PROTOKOL HASTASI DEVLET BÜYÜKLERİNE (!) İTHAF OLUNUR?
0 | | | 01-02-2016

Yüksel Haşlak

PROTOKOL HASTASI DEVLET BÜYÜKLERİNE (!) İTHAF OLUNUR.

     Sendika şube başkanı olarak resmi törenlere ve toplantılara katılıyoruz. Ve bu toplantılarda kendisine bir merhaba demek isteyenlerin-çoğu da önceden tanıdığı arkadaşları- yüzüne bile bakmadan elini lütfen sıkan idareci ve devlet büyükleri görüyoruz. İşte bana bu yazıyı bana yazdıran bu toplantılarda gördüğüm gayr-i İslami bir durum.

İlk önce övündüğümüz ecdadımızda bir bakalım: Rivayete göre Yavuz Sultan Selim'in halife olmasından sonra padişahlık merasimi yapılırken, padişaha “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.” uyarısıyla padişaha görev tevdi edilirmiş.

                   Bu nasıl bir anlayıştır ki, cihana hükmeden İslam halifesine “Haddini bil. Sen, aciz bir kulsun. Hükümranlığına aldanma, ölecek ve toprak olacaksın.” uyarısı kendisine yapılsın diye bir devlet geleneği başlatıyor.

                   Bu anlayışın membaı ilahi olunca, onun uygulamalarının kusurlu olması beklenemez. Hz. Muhammed(sav), Allah’ın elçisi ve bir devlet başkanı olmasına rağmen muazzam bir tevazu sahibiydi. Hakk'a yakınlığı ölçüsünde halka da yakın olur, etrafındaki insanların her birine ayrı değer verirdi. Hizmetçisiyle birlikte yemek yerdi.  Bazen hizmetçi yorulduğu zaman onunla birlikte buğday öğütürdü. Zengin-fakir herkesle musafaha ederdi. İlk önce kendisi selam verirdi. O'nunla geçinmek çok kolaydı. Yumuşak huylu idi. Cömert tabiatlıydı. Güler yüzlüydü. Tevazu gösterirdi. Kalbi çok yumuşak idi. Bütün Müslümanlara karşı çok merhametliydi.

                  Onun izinden giden sahabeler de aynı güzel ahlakı devam ettirmişlerdir. Hz. Ömer ra;  benlik namına kalbinde en ufak bir bulanıklık hissetse, minbere çıkıp herkesin huzurunda kendisini kınamış ve devlet başkanı olmasına rağmen omzuna yüklediği su güğümüyle halka su taşımıştır. Heybet ve vakarıyla kalpleri muma çeviren bu büyük zat, güneş gibi parlayan nuranî siması, mütebbessim çehresi ve gayet nazik ve mütevazı edasıyla sohbet edip gönülleri kendine bağlarken, hane-i saadetinde tepsiyi eline alıp misafirlerine ikramlarda bulunuyordu.

                   Evet; büyük zatların hepsi kalplerinin başında ömürlerinin sonuna kadar nöbet tutmuşlar, oraya küçük-büyük hiç bir marazın girmesine ve yerleşmesine izin vermemişlerdir.

                    İşgal ettiği makamın gücüyle saygınlık kazanacağını zanneden zavallılar ise kendi iç dünyalarında yaşadıkları buhranı aşabilmek için sahte saygı seremonilerine, takıntı derecesinde önem verirler.

                    Karşılama, ağırlama, uğurlama, kılık-kıyafet ve diğer protokol kurallarına hangi ölçüde uyulmuşsa, kendilerini o kadar değerli zannederler.

                    Mutasavvıflar, kendini bir şey zanneden bu insanları, duygu ve düşünce boyutuyla terbiye edilmesi gerekenler sınıfında kabul eder ve “Nefs-i  Emmare” mertebesiyle “Kamil insan” olma yolundaki  7 mertebenin en alt derecesinde kabul eder.

                    Bu günlerde, idari tasarruflarıyla sınırları zorlayan, haddini aşan, tahakkümüyle başkalarını rahatsız eden öyleleri var ki  “Padişah” misali..

                     Neden?

                     Bu bürokratların felsefi anlayışları ve hayata bakışları çok farklı.   Bazı üst düzey bürokratların ,İslam örf ve adetlerini,devlet geleneğini,İslam ahlakının  ilkelerini, anlamada ve uygulamada gafletleri ya da beceriksizlikleri  gerçekten üzücü ve  üzücü olduğu kadar da düşündürücüdür.

İslam ahlakı da sadece bu bürokratların dilindedir.

                    Kendini beğenen insana, kendisinden daha büyük kötülüğü yapacak hiç kimse yoktur. 'Tohum yerin dibine atılırda sonra yerden baş çıkarır' derler. Bunların ayakları hiç yere basmıyor  ve bunlar hiç aşağı bakmıyorlar. Bu kadar şehvet zehirli şarap gibidir. İnsanın aklı,şehvetinden üstün olursa meleklerden daha yücedir. Lakin şehveti, aklından üstün olursa hayvanlardan daha aşağıdadır.

                    Bu denilenleri anlamak için Aristo'nun 'Etik' öğretileriyle değil, Hz.Muhammed Mustafa'nın 'Ahlak' ilkeleriyle olaylara bakmak ve hayatı yaşamak lazımdır.

                   Devlet büyüklerinden istirhamımız, makamlara birilerini getirirken daha hassas olmaları ve ihtiyatlı davranmalarıdır.  Birilerini makamlara getirmekten maksat adaleti temin etmektir.

                 Adalet nedir? Adalet ağaçlara su vermek, zulüm ise dikeni sulamaktır.  'Su ile yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez'. Bu protokol hastalarıyla bu işler yürümez.  Çünkü acı; tatlı dudakların tesiri ile tatlılaşır.

                  Hz.Allah(cc): "Bu Kur'an gönül yüzünden bazılarına doğru yolu gösterir, bazılarının da yolunu saptırır" buyurmuştur. Öyleyse sadece kariyer sahibi olan, siyaseten adamını bulan, akla hayale gelmedik birçok gayri ahlaki yollara başvuran şehvet ve şöhret sevdalısı insanları, bu makamlara getirerek insanımızın ve ülkemizin başına bela etmeyelim.

                  Ne yapalım?

                  İnsanlığını unutmayacak, gönlü aydın olacak, kalplere emniyet verecek, zamane firavunlarına teslim olmayacak, en önemlisi Rabbin yolundan çıkmayacak insanları sorumlu yapalım ki Allah'a karşı da sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.

                 Çünkü günümüz yöneticilerinin nefislerini ilah edinen tavırları; imtiyazlı olduklarına olan inançları; ilahi ferman mesabesinde önemsedikleri protokol kuralları ve kendinden gayrisini değersiz gören anlayışları, insanı isyan ettiriyor.

                 Kibirli insanları Allah sevmediği gibi kullarda sevmezler. Haliyle bizlerde sevmiyoruz.

                 Protokol kurallarını Allah'ın ayeti mesabesinde önemseyen, nefsine tapan, kendini bir şey zanneden nezaketten nasipsiz devlet büyüklerine ithaf olunur.

YÜKSEL HAŞLAK

Eğitim Bir Sen Ankara 1 Nolu Şube Başkanı

Top